Süpermarket raflarına şöyle bir bakmak bile, zeytinyağı konusunda tüketicinin ne kadar zor bir tercih yapmak zorunda kaldığını gösteriyor. “Sızma”, “doğal”, “premium” gibi iddialı etiketler kafa karıştırırken, zeytinyağının gerçek kalitesini belirleyen unsurlar mercek altına alındı. Araştırma sırasında, üreticilerin kullandığı tartışmalı yöntemlerin yanı sıra, neredeyse hiç bilinmeyen çarpıcı gerçekler de ortaya çıktı.
KİRLİ OYUNLAR
Zeytinyağı sektöründe bazı üreticiler, maliyetleri düşürmek ve yine de yasal standartları karşılamak için etik dışı yöntemlere başvuruyor. En yaygın uygulamalardan biri, bir önceki yıldan kalan eski yağın taze yağla karıştırılması. Bu yöntem, yağın hem tadını hem de sağlık açısından değerini ciddi şekilde düşürüyor. Uzmanlar bu nedenle tüketicilere, satın alırken mutlaka hasat yılına dikkat etmeleri uyarısında bulunuyor.
HIZLI İŞLEME HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR
Zeytinlerin hasattan sonra ne kadar sürede işlendiği, yağın kalitesini doğrudan etkiliyor. Uzun süre bekletilen zeytinlerde çürüme başlıyor; bu da yüksek asit oranına ve acı bir tada yol açıyor. İyi bir zeytinyağında asitlik oranının ideal olarak %0,2 ile %0,6 arasında olması gerekiyor.
FARKLI ÜLKELERDEN KARIŞIM
Piyasadaki birçok zeytinyağı, tek bir bölge ya da tek bir zeytin çeşidinden üretilmiyor. Farklı ülkelerden gelen yağlar karıştırılıyor. Şişe üzerinde yalnızca “Avrupa Birliği menşeli” ifadesi yer alıyorsa, bu genellikle çeşitli Avrupa ülkelerinden gelen zeytinyağlarının karışımı anlamına geliyor. Bu durum hem tat hem kalite açısından olumsuz sonuçlar doğururken, sürdürülebilirlik açısından da eleştiriliyor.
ENDİŞE VEREN TEST SONUÇLARI
Stiftung Warentest’in son test raporu da bu bulguları doğruluyor. Test edilen birçok zeytinyağının aşırı acı ve yakıcı bir tada sahip olduğu belirtiliyor. Ayrıca fiyatların 2022 yılına kıyasla neredeyse iki katına çıktığına dikkat çekiliyor. Bunun başlıca nedenleri arasında iklim değişikliği, kötü hasatlar ve küresel arz krizleri yer alıyor.
19 ÜRÜNDEN 16’SI SINIFTA KALDI
Tüketici dergisi Öko-Test’in sonuçları ise tabloyu daha da karartıyor. Test edilen 19 sızma zeytinyağından 16’sı “kötü” ya da “çok kötü” notu aldı. Ürünlerin 18’inde, büyük olasılıkla üretim ve hasat makinelerinde kullanılan yağlayıcılardan kaynaklanan mineral yağ kalıntıları tespit edildi. Bu maddelerin potansiyel olarak kanserojen olduğu ifade ediliyor.
KUŞLAR DA BU ÜRETİMİN KURBANI
Sorun yalnızca insan sağlığıyla sınırlı değil. Özellikle İspanya’da uygulanan acımasız gece hasadı yöntemleri nedeniyle her yıl yaklaşık 2,6 milyon kuşun yaşamını yitirdiği belirtiliyor. Ölenler arasında göçmen kuşlar ve nesli tükenme tehlikesi altındaki türler de bulunuyor.
Bu nedenle uzmanlar, kuş dostu gündüz hasadı yapılan zeytinyağlarını öneriyor. Özellikle Girit zeytinyağı bu konuda öne çıkıyor. Gündüz hasadında elektrikli sallayıcılar ve ağlar gibi basit araçlar kullanılıyor; böcekler ve kuşlar kaçabilmek için yeterli zamana sahip oluyor.
SONUÇ: ETİKETLERE ALDANMAYIN
Sonuç olarak tüketiciler, “Sızma Zeytinyağı” gibi kulağa güven veren etiketlerle sıklıkla yanıltılıyor. Kötü tat, hayvanlara verilen zarar ve çevresel tahribatın yanı sıra, kalitesiz zeytinyağları ciddi bir sağlık riski de oluşturuyor. Uzmanlar, bilinçli tüketim ve şeffaf üretim çağrısını bir kez daha yineliyor.



